Hz. Lokmân'ın Oğluna Öğütleri

Hani Lokmân oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür." 13

Lokmân öğütlerine şöyle devam etti: "Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdar olandır." 16

"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." 17

"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez." 18

"Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!" 19

Kur'ân-ı Kerim, Lokmân Sûresi, 13., 16.-19. Ayet-i Kerimeler

hz. lokman'ın oğluna öğütleri
hazreti insan keşkül dergisi
 
• Nasıl ki yemek dağıtan aşçı bir kepçe kullanır fakat kepçeyle dağıtılan yemeği kendinden bilmez ise içinde yemek olan kepçe misali kişi elinde ne varsa ondan dağıtmalıdır ve dağıttığını kendinden bilmemeli, dağıttığından dolayı bir ağırlık duymamalıdır.

• Bir şeye sahip olduğuna veya insanın kendisinden kaynaklanan bir değeri olduğuna inanmak, bir çeşit büyüklenme, kibirdir.

• (Molla Câmî’ye) göre kibir, karanlık gecede kara taş üzerindeki karıncanın ayak sesinden daha gizlidir ve onu insanın içinden atması iğne ile bir dağı yerden kazıp yok etmekten daha zordur.

• Molla Câmî (ö. 1492) “Kibirsizlik lafı etme!” der.

İnsan olma yolunda sadece kibirle mücadele bu kadar zorken, insana düşen nedir? Bunun cevabını Câmî, Allah’a ulaşmaya çalışmak, O’nu aramak üzere yola çıkmak, şeklinde gösterir; nasip Allah’tandır.

Ertuğrul Ökten, Hazret-i İnsan, Keşkül Dergisi, Sayı: 17

Terapistin Sufi Olursa
Rabia Christine Brodbeck Sonsuz Kulluk Kitabı


Tevazu bilincini elde etmek en yüksek manevî makama çıkışı kolaylaştırır. Bu bilinç, insanın sorumluluk duygusu, yani kulluk ihtiyacıyla kazanılır. Gerçek bir kul celal ve ikram sahibi Rabbinin huzurunda sonsuz şükür ve muhabbet içerisinde erir. Hamd ve şükür o kulun hali olur ve bütün duygu, düşünce, hareket ve davranışlarına sirayet eder.

Rabia Christine Brodbeck, Sonsuz Kulluk

Terapistin Sufi Olursa
iskender pala iki dirhem bir çekirdek afyonu patlamak


Eski tiryakiler, ramazanda afyonu macun haline getirir ve mercimek büyüklüğünde toplar yapıp her sahurda iki üç tane yutarlarmış. Ancak her bir macunu sırasıyla bir, iki, üç kat kâğıtlara sarmayı da ihmal etmezlermiş. Böylece kâğıt, mide öz suyunda eriyince macun midede dağılır ve birkaç saatliğine keyif devam edermiş.

Tabiî iki kat kâğıda sarılan macun, birkaç saat sonra, üç kat kâğıda sarılı macun da onu takiben kana karışınca tiryaki iftara kadar rahat etmiş oluverir. Ancak bu planın yolunda gitmediği, afyonun kâğıdının zor parelendiği yahut kana karışması geciktiği durumlarda tiryaki krizlere girer ve dış dünyadan âdeta kopar. Afyonu patlayıp kana karışasıya kadar farklı tepkiler verir. Konuşulan veya yapılan şeye uygun karşılık verilmeyen, anlama ve algılamada geciken durumlarda Daha afyonu patlamadı galiba!” gibi cümleler söylenmesi bundandır.

İskender Pala – İki Dirhem Bir Çekirdek, Kapı Yayınları
Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.

Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Özdemir Asaf

özdemir-asaf-mum-alevi
 

yesil ceviz ve din ömer tuğrul inançer

  • Din yeşil bir cevize benzer, yeşil dış kabuğu şeriattır, serttir acıdır.
  • Kahverengi kabuğu kendi kendine kırılmaz, kırmasını bilen bir mürşid kırar, tarikattır.
  • İçindeki cevize hakikat derler.
  • Cevizdeki kasıt içindeki meyvedir ne dıştaki yeşil ne de içteki kahverengi kabuktur.
  • Marifet de o cevizi yemeğe derler, o cevizi yiyenlerin aldığı lezzet kişinin şahsına göre değişir.
  • Onun için cevizi yeşil kabuktan, kahverengi kabuktan ibaret sayanlarla ceviz konuşulmaz cevizi yiyenlerle ceviz konuşulur.
Ömer Tuğrul İnançer, Aklıselim | TRT 1| 9 Aralık 2010

Terapistin Sufi Olursa
Blogger tarafından desteklenmektedir.